Dünya bazen kadınların omuzlarında durur; ama nedense en çok da o omuzlar yorulur, o omuzlar hırpalanır.
Bugün 8 Mart... Dünya Kadınlar Günü. Yine bir gün boyunca kadınlardan bahsedilecek, çiçekler verilecek, sosyal medya "ne kadar değerli olduğumuza" dair mesajlarla dolacak. Ancak doğrusu şu ki; insanın içinden bazen koca bir öfkeyle “başlarım sizin kadınlar günü safsatalarınıza” demek geliyor.
Neden mi?
Çünkü siz önce nefesimizi kesin, emeğimize göz dikin, bizi sürekli küçümseyin... Yetersiz hissettirmek için mobbingin en ağırını uygulayın; sesinizi yükseltip kırıp dökün, ağlamasına bile izin vermeyin; yetmezmiş gibi darp edin. Hatta... Öldürün. Sonra da ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi gülümsememizi bekleyin.
Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş ne güzel özetlemiş: "Kadın insandır, biz insanoğlu." Her şeyden önce karşımızdakine "insan" olarak bakmayı ve değer vermeyi öğrenmek zorundayız. Cinsiyeti bir kenara bırakın; biz insanız. Üstelik hepiniz, canından can koparan bir kadının dünyaya getirdiği insanlarsınız.
Şunu da yüksek sesle söylemek gerekir: Sadece fiziksel olarak daha güçlü olduğu için bir kadına eziyet etmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu sadece erkeklerle alakalı bir mesele de değildir. Bir kadının, başka bir kadını hor görmesi veya onu yetersiz hissettirmesi de en az diğeri kadar zalimcedir. Şiddetin ve baskının cinsiyeti olmaz; zalim her yerde zalimdir.
Bize yıllardır kadın-erkek eşitliğinden bahsettiler. Oysa gerçek çok daha derindir: Kadın ve erkek eşit değildir; çünkü kadın muhteşem bir şeydir! Hayatı doğuran, evi kuran, acıyı bal eyleyen bir varlığı kalıplara sığdıramazsınız. Kadın olmak; bazen çok erken büyümek, sorumlulukları sessizce omuzlamaktır. Kırıldığında bile kimseye belli etmeden gülümsemeyi öğrenmektir. Kadın; bir evin yükünü sırtlayan, bir çocuğun gözyaşını silen, toplumun ayakta kalmasını sağlayan o "görünmeyen" asıl güçtür.
Ne yazık ki günümüzde kadın olmak çoğu zaman sadece fedakârlık değil, bir hayatta kalma mücadelesidir.
Her yıl onlarca kadın öldürülüyor. Dün, önceki gün ve bugün de öldürüldü. Bir kadının hayatı elinden alındığında sadece bir birey eksilmiyor; bir çocuk eksik büyüyor, bir toplum biraz daha karanlığa gömülüyor.
Bizim gerçek bayramımız, bizim kutlu günümüz; çiçeklerin verildiği gün değil, üzerimizdeki güç gösterisinin bittiği gündür. Kadınlar küllerinden doğmayı iyi bilir, bu bizim fıtratımızda var. Ama artık küllerimizden doğmak zorunda kalmadığımız bir dünya istiyoruz. Korkmadan yürüyebildiğimiz, emeğimizin değer gördüğü, sesimizin kısılmadığı bir dünya...
Çünkü kadın varsa hayat var. Şunu da herkes bilsin: Kadınları yok sayın, susturun, silmeye çalışın; sanırsınız ki dünya size kalır. Ama unutmayın; biz küllerimizden yine doğar, o dünyayı inadına yeniden çiçeklerle doldururuz.
"Kadın varsa hayat var; hayat varsa umut var. Tüm kadınların sadece bir gün değil, her gün 'insan' olarak değer gördüğü yarınlara..."
Tarık Ümit Yanık
Doktor Tavsiyesiyle Gözlük Kullanmaya Başladı: Tarık Hep Haber Devlet İçin Sahada”
Tuğba Kişmir
ÇOCUKLARIMIZA NELER OLUYOR?
Miray Kuşun Penceresi
Eski mi daha güzel, yeni mi?
Taner Erol
Bir Simit, Bir Fotoğraf, Bir Gerçek
Yasemin ÖZÇELİK
Küllerinden Doğan Kadınlar: Bir Günlük Güzelleme Değil, Bir Hayat Kavgası
Hatice Kestioğlu
Filistin’den Gelen Bir Fotoğraf
Engin Emen
Ben Öğretmenim
Ceren Uzunali Sipahi
GÖRÜNÜR OLMAK
Mahiye Morgül
Rize Nere Çanakkale Nere
AV.ATEŞ HATİNOĞLU
Bu yüzden Türk milleti zamana , mekana ve mesafelere çekilmiş ; Allah’ın kılıcıdır.