Sabah’ın gelmesi için güneşin doğmasının yeterli olduğunu zannederdik. Etraf aydınlanınca, karanlığın gittiğini düşünürdük. Bahar için çiçeklerin açması kâfiydi ve Nisan çocukların ayıydı. Bayramdı yani. Üstelik okullar çoktan 23 Nisan hazırlıklarına başlamıştı.
Başka ülkelerde görürdük okul saldırılarını, elinde silahla eğitim yuvalarına gelen hep yabancıların çocuklarıydı. Bizim çocuklar böyle şey yapmaz, biz de böyle olaylar olmaz, derdik.
Neye güvenirdik? Dünya, internet sayesinde minik bir köye dönüşmüşken, herkes aynı oyunun erişim alanında birbiriyle tanışırken, aile koruma kalkanları dahi birdirbir oyunu gibi basitçe aşılırken bizim çocukların “korunmuş” olduklarına nasıl inanabildik?
Son kalelerin patır patır döküldüğü bir dünyada, aile kalmayı becerememiş büyüklerin günahlarını yüklenmiş çocuklar.
Sanal kalabalıkların, bilinmez tanıdıkların, denetimsiz yayınların kurbanı olmuşlar. Ne ilginç, zalim ile mazlum aynı kişi. Böyle bir durumda hangi mahkeme adil bir karar verebilir.
İnsan düşünmeden edemiyor, çocuklar için eğitime yönelik bir sürü projeler, etkinlikler, yarışmalar, okumalar… Say say bitmez faaliyetler planlanıyor ve uygulanıyor da neden istenilen değişim görülemiyor? Eksik nerede? Ya da iyileşmeler olsa da kim inadına bu düzene çomak sokuyor? Düğmeye kim basıyor? Bu çocukların eline silahı, beynine komutu kim veriyor? Vicdan, merhamet, diğerkâmlık gibi değerleri bu çocuklardan kim alıyor?
Biz fertlerin birbirine bağlı olduğu bir ülkeydik. Düşene yardım etme, mazluma kucak açma, komşusunu gözetme, ekmeğini paylaşma, küçüğünü koruyup büyüğüne saygı gösterme bizim kültürümüzün kodlarıydı. Ne ara kültür kodlarımızı çocuklarımıza iletemez olduk. Önce kim terk eyledi insanlığını?
Bir suçlu arıyoruz değil mi? Şundan dolayı deyip üzerimizden atacağız yükü. Şunu izledi, bunu oynadı, onu kullandı, şuraya takıldı, bunlarla görüştü, onlara uydu diye özneyi “ben” ve “biz”den öteye iteceğiz. Biz zaten alışmışız ötelemeye, öteleye öteleye çocuklarımızı, biz’e yer açmışız hayatımızda. “Ne demek istiyorsun? Açık söyle.” dediğinizi duyar gibiyim. Yani biz, anne babalar, çocuk yetiştirmeyi beceremedik. Kendi varlığımızı rahatlatmak adına çocuklarımızı hiç tanımadığımız sanal bakıcılara ve yeterince tanımadığımız ortamlara salmışız.
Hepimizin, başımızı ellerimizin arasına alıp düşünme vakti geldi de geçiyor. Önce kendimizi, sonra yaptıklarımızı ya da yapmadıklarımızı, -mış gibi yaptıklarımızı, zoraki yaptıklarımızı, samimi yapmadıklarımızı velhasıl her halimizi bir hizaya çekmeliyiz. Bu çocuklar en nihayetinde bizim evlerimizde yetişti, uzaydan gelmediler.
Kime ne görev düşüyorsa topyekûn harekete geçmeliyiz. Çocuklar için doğru örnekleri arttırmalı kötü örnekleri pohpohlamamalıyız. Sinema, dizi, müzik, oyun, kitap, eğitim materyalleri… Aklınıza ne geliyorsa, çocuklara tesir edecek her şeyi yeniden gözden geçirmeliyiz. Kurallar mı konulacak, kısıtlamalar mı gelecek, teftişler mi artacak? Kime ne düşüyorsa yapmalı. Ölüm geri dönüşü olmayan müthiş bir hakikat ve çocuklarımız ölüm ile sınanıyor.
Nisan ayı çocukların bayram ayıydı! Bayramlarla ölümler ne ara yan yana gelir oldu.
Yasemin ÖZÇELİK
BUGÜN KİMİN BAYRAMI? 1 MAYIS’IN YAMAN ÇELİŞKİSİ
Tarık Ümit Yanık
Doktor Tavsiyesiyle Gözlük Kullanmaya Başladı: Tarık Hep Haber Devlet İçin Sahada”
Tuğba Kişmir
ÇOCUKLARIMIZA NELER OLUYOR?
Miray Kuşun Penceresi
Eski mi daha güzel, yeni mi?
Taner Erol
Bir Simit, Bir Fotoğraf, Bir Gerçek
Hatice Kestioğlu
Filistin’den Gelen Bir Fotoğraf
Engin Emen
Ben Öğretmenim
Ceren Uzunali Sipahi
GÖRÜNÜR OLMAK
Mahiye Morgül
Rize Nere Çanakkale Nere
AV.ATEŞ HATİNOĞLU
Bu yüzden Türk milleti zamana , mekana ve mesafelere çekilmiş ; Allah’ın kılıcıdır.