Çok dolu çocukların elleri gereksiz şeylerle. Elleri dolu olunca yürekleri, zihinleri, en kötüsü zamanları da dolu oluyor ya… Çocuklukları ellerindekiyle ellerinden gidiyor. Gerçi bu eller nereden bilsin ellerinde tuttuklarını, anne baba vermedikten, verip de geri alamadıktan sonra.
Çocukların ellerinden hiç düşürmedikleri şeyleri alıp yerine ne koyardık acaba? Bir üst modelini mi? Büyüklerin akıllandığı devirler gelse çocukların ellerine ne verirlerdi? Mesela “tohum” verirler miydi? Ne yapsın çocuk kupkuru tohumu kendisine dikeceği bahçe gösterilmedikten sonra! Bahçe deyince köy akla gelirdi. Büyüklerin hâlâ köyleri kaldı mı?
Kalem verirlerdi en bulunanından. Sonra da “soru çöz, ödev yap” derlerdi. Kalemler sadece dersler içindi. Belki resim çizecekti çocuk, belki çocuk saflığıyla şiirler yazacaktı. Hayal kırıntılarından kalanları aktaracaktı öykülerine. Sınav vardı değil mi? 4, 8, 12. Çocukluğun, ergenliğin ve ilk gençlik döneminin kayıp sınıfları.
Bebekler ve arabalar yani oyuncaklar verilse çocukların eline. Olur mu? Koca adam oldu onlar, oyuncakla oynama çağlarını geçtiler. Böylece ilk arkadaşlarını da kaybettiler. Oysa bebeği misafir gelecekti, arabalarla yarışlar yapılacaktı. Oynayacaksa akıl oyunları oynasınlar bari. Doğru ya, akılları gelişsin, hayal güçleri değil.
Çocukların eline tamir aletleri verilse ne olurdu? Aaa, çocuk işçi mi besliyoruz evde? Niye? Söküp taksalar bir şeyleri, gevşemiş tencere kapaklarını tornavida ile sıksalar, çıkan çivileri çekiçle yerine taksalar, sorunlar büyümeden çözülebileceğini ve tamir etmek varken yeniden almaya gerek olmadığını öğrenseler fena mı olurdu?
Yumurta versek ellerine, biraz un, biraz yağ, biraz şeker. Mikserden korkarsınız da plastik çırpıcının kimseye zararı olmaz, hadi fırını da siz ayarlayın. Kek yapabilir miydi çocuklar anneleri gibi? Anneler hâlâ kek yapıyor mu hazırını almak varken? Öyle ya, aynı rafta dört çeşit kek, istediğini seç.
Oldu ki çocukların ellerine seccade verdik, birileri der mi “daha küçükler” diye. Elif ba versek, “yazı beklesinler”, Kur’an versek, “abdestsiz tutmasınlar” diyen çıkar mı? Renkli renkli tesbihlerle ne güzel oynanır. Türlü türlü şekiller yapabilir çocuklar.
Biraz kil, biraz tutkal versek, özlerini tanır gibi yoğursalar kili, yamuk yumuk şekiller çıksa ortaya. Anneler bağırır mı “Evi batırdın!” diye. Siz şimdi yağlı boya ve tuvale de izin vermezsiniz. Hem ortalık kirlenir hem de masrafa ne gerek var? Ressam mı olacak bu çocuklar? Doğru ya, ressamlar da hep büyüyünce ressam oldular (!).
O halde müzik aleti de vermeyelim? Üflemesin neye, flüte, çalmasın gitar, saz, aman vurmasın defe, hele de bateriye, piyano zaten gereksiz tıngırtı, maazallah komşular falan şikâyet ederse polis molis dayanır kapıya. Papaz oluruz apartmanla.
Kitap versek nasıl olur? Güzel, sessiz bir arkadaştır kitap. Hem okul kütüphanesinden alıp okusa masraf da olmaz size. Hayal gücü, kelime gücü gelişir çocuğun. Hatta inanmazsınız matematiği bile daha iyi anlar, desem biraz yumuşatabilir miyim kitaba bakışınızı. “Oku oku nereye kadar, filozof mu kesileceksin başımıza?” der misiniz hâlâ.
Peki, ben en son desem ki, bütün bunları çocukların ellerine verdiğinizde sizlerin de yanlarında olmanız gerekir. Bir yetişkinin refakatinde yapılmalıdır bunlar. Çocukların ellerinden hepsini toplayıp yeniden o malum aletleri verir misiniz? “İşten geldim yorgunum, misafirlikte bizi rahatsız etme, işim var ayakaltında dolaşma.” diyerek yeniden, göz göre göre, bile isteye hapseder misiniz çocukları renkli ekranlara. Sonra aradan yıllar geçtiğinde “Çocuklarımız bizimle iletişime geçmiyor.” diye şikâyet eder misiniz?
Oysa ne çok alternatif sunmuştum size.
Not: Bombalardan dolayı kendilerine verilenleri tutamayacak çocukları da zikretmeden geçmemek gerek. Belki de en çok onlar hak ediyorlar yukarıda saydığım alternatifleri tutmayı.
Tarık Ümit Yanık
Doktor Tavsiyesiyle Gözlük Kullanmaya Başladı: Tarık Hep Haber Devlet İçin Sahada”
Tuğba Kişmir
ÇOCUKLARIMIZA NELER OLUYOR?
Miray Kuşun Penceresi
Eski mi daha güzel, yeni mi?
Taner Erol
Bir Simit, Bir Fotoğraf, Bir Gerçek
Yasemin ÖZÇELİK
Küllerinden Doğan Kadınlar: Bir Günlük Güzelleme Değil, Bir Hayat Kavgası
Hatice Kestioğlu
Filistin’den Gelen Bir Fotoğraf
Engin Emen
Ben Öğretmenim
Ceren Uzunali Sipahi
GÖRÜNÜR OLMAK
Mahiye Morgül
Rize Nere Çanakkale Nere
AV.ATEŞ HATİNOĞLU
Bu yüzden Türk milleti zamana , mekana ve mesafelere çekilmiş ; Allah’ın kılıcıdır.