Bugün 1 Mayıs… Takvimler "Emek ve Dayanışma Günü"nü gösteriyor. Sokaklar sakin, resmi kurumlar kapalı, memurlarımız haklı olarak tatilin tadını çıkarıyor. Ancak pencereden dışarı baktığımızda ya da sokağa adım attığımızda tablo birden değişiyor.
İşin ironik, bir o kadar da düşündürücü kısmı tam burada başlıyor: Adı "İşçi Bayramı" olan bir günde, işçiler yine sahada, yine tezgah başında, yine alın teri dökmeye devam ediyor.
Ünvanı "memur" olan herkesin resmi tatil hakkını kullandığı bu özel günde, asıl bayramın sahibi olan işçilerin aralıksız çalışması sizce de büyük bir çelişki değil mi? Eğer bugün bir kutlamaysa, kutlaması gerekenlerin fabrikadaki işçi, sokaktaki temizlik görevlisi, inşaattaki usta olması gerekmez miydi?
Bu durum, kağıt üzerindeki ünvanlarla hayatın gerçekleri arasındaki o derin uçurumu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bir tarafta "işçi bayramı" diye dinlenen bir kesim, diğer tarafta kendi bayramında bile mesai yapan, çarkları döndüren asıl emekçiler…
Soruyorum: Kavramların bu kadar iç içe geçtiği, hak sahibinin çalışıp başkasının tatil yaptığı bir düzende; sahi, bugün gerçekten kimin bayramı?
Emek veren, hakkını arayan ve bayramında bile çalışmak zorunda kalan tüm gizli kahramanların günü kutlu olsun. Tabii eğer buna kutlamak denirse…
"Belki de artık bu günü kutlama mesajlarıyla geçiştirmek yerine; 'bayram' kelimesinin manasını, asıl hak sahiplerinin nasırlı ellerinde hissedeceği gerçek bir adalete dönüştürmeyi konuşmalıyız. Çünkü alın teri kurumadan hakkı verilmiş bir emek, her günün bayram olması demektir."