Eskiden Rize’de camı açtığınızda burnunuza tuz kokusu, kulağınıza martı sesi gelirdi. Dağlar, denizle sessizce selamlaşır, aralarında rüzgârın ve yağmurun oyunları oynanırdı. Bir Rizeli evinden çıkıp birkaç adım attığında maviye kavuşurdu; bazen sisin ardından, bazen güneşin altın ışıklarıyla.
Şimdi ise bambaşka bir manzara var. Araya beton dağlar girdi. Yüksek yüksek binalar, denizle dağların arasına örülmüş birer duvar gibi yükseldi. Rizeli artık ne kadar yukarı çıkarsa çıksın, denize kavuşmak için önce bu beton surları aşmak zorunda.
Bana öyle geliyor ki bu beton duvarlar sadece manzarayı değil, şehrin ruhunu da kapatıyor. Rüzgârın yolları değişiyor, denizin nefesi dağlara ulaşamıyor. İklim, sessiz sessiz değişiyor. Yağmurlar bile eski tadında yağmıyor sanki…
Ve korkarım ki bu beton dağlar yükselmeye devam ettikçe, Rize sadece denizini değil, iklimini, rengini, nefesini de kaybedecek. Oysa biz bu şehrin gökyüzünü, denizini ve dağlarını birbirinden ayırmadan sevdik.
Belki de vakit, araya örülen bu surları konuşma vakti… Çünkü Rize, deniziyle, dağıyla, rüzgârıyla bir bütündür. Ve biz o bütünü korumadıkça, sadece manzaramız değil, yarınlarımız da gölgede kalacak.
Yasemin ÖZÇELİK/RİZE
12/08/2025
08;30
Fotoğraf Alıntıdır
Güncel beton surlu fotoğrafı cekip yarın yazıya ekleyeceğim