Bazen tek başına bir sözcük yeter insanın kalbine dokunmaya: Umut.
Ne garip değil mi, bu kadar kısa bir kelimenin içinde bir ömrü taşıyacak kadar anlam var.
Hayatta çok şey kırıldı üzerimde…
Kalbim kırıldı, hayallerim yarım kaldı, yolum kesildi. Ama en çok canımı yakan, umudumun kırıldığı anlar oldu.
Çünkü umut; çaresizlerin avuçlarındaki tek ışıktır.
O ışığı söndürmek, bir insanın tüm geleceğini karartmak gibidir.
Bilerek hiç kimsenin umudunu kırmadım.
Kırılmış bir kalbi onaramazsınız belki, ama kırılmış bir umudu tekrar yeşertmek daha da zordur.
Çünkü umut, görünmeyen bir yerdedir. Kimin içinde ne büyüttüğünü bilemezsiniz.
Birine umut vermek, bir sözle yüreğini ısıtmak… Bu, büyük bir sorumluluktur.
O sözü tutmadığınızda, o beklentiyi boşa çıkardığınızda sadece bir söz eksilmez hayattan.
Belki de sizden gelecek bir ilaç, bir aş, bir selamla “mutlu ölebilecek” bir insan; sessizce ve kırgın gider bu hayattan.
Beklentisiz yaşarken mutluydu belki… Ama siz umut verdiniz, söz verdiniz.
Ve o söz tutulmadığında, geriye sadece derin bir hayal kırıklığı kalır. Belki de son hatırası budur sizinle ilgili.
Konumuz ne olursa olsun, kim olursa olsun:
Bir çocuğun oyuncak hayalini, bir gencin hedefini, bir yaşlının beklentisini, bir annenin duasını kırmayın.
Kafasını kır, sözünü kes, önüne duvar ör ama umuduna dokunma!
Çünkü o umudu yaşatan şey, insanı hayata bağlayan tek incecik iptir bazen.
Gülüşünde bile umut olan insanlar var.
Ve bir bakışıyla başkasının umudunu paramparça edenler de.
Sen hangisisin?
Kıracaksan bir önyargıyı kır.
Yıkacaksan kibiri yık.
Ama birinin “belki” diye sarıldığı hayaline dokunma.
Çünkü umut kırmak, bazen insanın içini öldürmektir.

