"Rize’nin Kanatlı Tutkusu"
Rize’nin rüzgârında bir tutku yaşar — adı atmaca.
Bir ok gibi fırlar, ani bir hareketle avını yakalar. Ağırlığı 180-300 gram civarındadır ama insanın yüreğinde taşıdığı anlam tonlarcadır. Bilim dilinde Accipiter Nisus derler ona, bizde adı kısaca atmaca.
Erkeğine mamulitsa, bir yaşını geçmişine tüylek denir. Dişisi güçlüdür, kadın gibi sabırlıdır; avda tercih edilir. Çünkü bu iş sadece el gücü değil, yürek işidir.
Onların birbirine duyduğu bağ, erkeğin dişiye olan aşkı kadar güçlü, dişinin erkeğe olan sadakati kadar derindir.
Rize’de atmacayı beslemek, büyütmek, uçurmak… bunların her biri sabırla yoğrulmuş bir yaşam biçimidir. Atmacalar etle, köy yumurtasıyla beslenir. Sahipleri onları çocukları gibi sever; bazen kendi sofralarına koymadıkları eti, atmacalarına yedirirler.
Her biri belgeli avcılardır; yılda yalnızca iki atmaca yakalayabilirler ve sezon sonunda birini doğaya salmak zorundadırlar.
Birini uçururlar gökyüzüne, birini kışlatırlar yüreğinde. Tıpkı bir sevgiliyi özlemenin, aynı yastıkta uyumanın aralığı gibi…
Bir atmaca, bir çocuk kadar masraflıdır. Her yıl bir küçük dana yer neredeyse; ama sevgisi her şeye bedeldir. Atmaca beklemek, sevdiğini beklemek gibidir. Çünkü bu, sadece bir kuş beslemek değil; bir geleneği, bir tutkuyu ve bir kalbi yaşamaktır.
Atmacacılık, bir zincirdir: çekirgeyle başlar, danaburnuyla sürer, sonra ğaço kuşu, ardından atmaca, en sonunda bıldırcın gelir. Her halka bir sabır, her bekleyiş bir öğreniştir.
Atmacayı tutmak kolay değildir; çünkü o, doğanın saf halidir. Ama asıl mesele onu uçurabilmektir — yani insanın içindeki özgür tarafı salıvermesi.
Rize’nin dağlarından, Ardeşen’in rüzgârından, Hopa’nın sisli sabahlarından gökyüzüne salınan her atmaca, aslında bir insanın içindeki gökyüzüne olan bağlılığının ve aşkın işaretidir.
Kim ne derse desin; atmaca, Karadeniz insanının kalbinde yaşayan kanatlı bir tutku ve aşkın simgesidir.
Atmacacılık bir avcılık değil, bir geleneğin, bir tutkunun ve bir kalbin yaşam biçimidir.
Bir elin bileğinde duran bu kanatlı dost, insanın içindeki özgür ruhun ve aşkın simgesidir.
Bir elin bileğinde bir atmaca durur, gözleri gökyüzünde…
O el; sabrı, sevgiyi, köküyle bağını da taşır. Atmacayı tutarken hissedilen o bağlılık, erkeğin kadına ya da kadının erkeğe duyduğu aşk kadar derindir.
Ve her uçuşta, insan biraz daha kendini bulur:
Uç atmaca… Uç ki biz de aşkı ve özgürlüğü yeniden hatırlayalım.
