Bir ülke düşünün…
Toprağı var ama çiftçisi toprağından para kazanamıyor.
Denizi var ama balıkçısı zorlanıyor.
Fabrikaları var ama üretim gücü tartışılıyor.
Üniversiteleri var ama diplomalı gençleri iş arıyor.
Ve bütün bunların sonunda vatandaşın sırtındaki vergi yükü giderek büyüyor.
Peki biz ne üretiyoruz?
Rakamlar bazı gerçekleri artık saklayamayacak kadar açık.
TÜİK'in 2025 verilerine göre bitkisel üretimde ciddi düşüşler yaşandı. Tahıl üretimi yüzde 12,3, meyve üretimi ise yüzde 30,9 azaldı. Buğday üretimi 17,9 milyon tona geriledi.
Öte yandan Ukrayna'dan da tarımsal ürün ithal ediyoruz. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024'te Ukrayna'dan 583 milyon dolarlık mısır, 484 milyon dolarlık bitkisel yağ, 357 milyon dolarlık soya ve 183 milyon dolarlık buğday ithal edildi.
Savaşın ortasındaki Ukrayna'dan tarım ürünü alırken, kendi köylümüz neden üretmekte zorlanıyor?
Asıl sorulması gereken soru budur.
VERGİYLE BÜYÜME OLMAZ!
2025 yılında merkezi yönetim bütçe gelirleri 12,84 trilyon TL oldu. Bunun 11,05 trilyon TL'si vergi gelirlerinden geldi. Yani bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 86'sı vergilerden oluştu.
Vergi elbette devletin temel gelir kaynaklarından biridir.
Ama ekonomi açısından daha önemli soru şudur:
Vatandaşın cebinden alınan para mı büyüyor, yoksa vatandaşın ürettiği değer mi?
Bir ülke üretimini artırmadan yalnızca vergi yükünü artırarak refah yaratamaz.
DİPLOMA VAR, İŞ YOK!
Üniversite sayısını artırmak kolaydır.
Asıl mesele, o diplomayı almış gence iş, üretim alanı ve gelecek verebilmektir.
TÜİK'in verilerine göre 2025'in üçüncü çeyreğinde genç işsizlik oranı yüzde 15,3, geniş tanımlı atıl işgücü oranı ise yüzde 29,4 olarak gerçekleşti.
Demek ki mesele yalnızca “işsizim” diyenlerin sayısı değil.
Çalışmak istediği halde yeterli iş bulamayan milyonlarca insanın geleceğidir.
AHLAK DERSİ SINIFTA KALIRSA…
Bir başka çelişki de burada karşımıza çıkıyor.
Toplumda ahlak, dürüstlük, kul hakkı, adalet ve helal kazanç üzerine çok şey konuşuluyor.
Ama günlük hayatta dolandırıcılık, sahtecilik, haksız kazanç, fırsatçılık ve birbirini kandırma şikâyetleri bitmiyor.
O halde yalnızca ahlaktan söz etmek yetmez.
Ahlakı hayata geçirmek gerekir.
Çünkü ahlak kitapta yazan bir kavram değil; pazarda, bankada, işyerinde, okulda, sokakta ve devlet dairesinde davranışa dönüşen bir değerdir.
Türkiye'nin ihtiyacı artık daha fazla tüketim değil;
Daha fazla üretim.
Daha fazla adalet.
Daha fazla liyakat.
Daha fazla bilim.
Daha fazla meslek eğitimi.
Ve her şeyden önce daha fazla güven.
Çiftçiyi yeniden toprağa, genci üretime, fabrikayı yeniden çalıştırmaya, balıkçıyı denize döndürmeden bu çember kırılmaz.
Çünkü bir ülke ithal ederek yaşayabilir ama ithal ederek güçlenemez.
Türkiye'nin yeniden hatırlaması gereken tek bir cümle var:
ÜRETMEYEN ÜLKENİN GELECEĞİ, BAŞKALARININ ÜRETİMİNE BAĞIMLIDIR.