Sabahın köründe otobüse bindim. Henüz beynim tam açılmamış, elimde kahve termosu, kulağımda kulaklık. Kapılar kapandı, otobüs hareket etti. İşte o anda medeniyet testi başladı.
Bir teyze bindi, elinde pazar çantası. Otobüste herkes “acaba başka biri mi kalkacak” sessizliği içinde birbirine bakıyor. Sonra göz göze geldik. Kalktım. Yerimi verdim. Teyze oturdu, bana “Allah razı olsun” dedi. Otobüsün geri kalanından ise çıt çıkmadı.
O an düşündüm: Medeniyet dediğimiz şey aslında dev projelerle, anıtlarla değil; sabah otobüste yer vermekle, sırada önüne kaynak yapılınca “kardeşim sıradayız” diyebilmekle başlıyor. Yani büyük sözler değil, küçük hareketler…
Bir gün otobüste herkesin kendiliğinden yer verdiği, sıraya saygı duyduğu, yere çöp atmadığı bir toplum olursak… İşte o zaman metro inşaatlarımız bile zamanında biter belki.
Gündemin Gürültüsünde Kaybolan Hakikat
Son haftalarda ülkenin gündemi, adeta hızlandırılmış bir film gibi değişiyor. Daha dün tartıştığımız konu bugün unutuluyor, yerine bambaşka bir mesele geliyor. Bu hızlı döngü, kamuoyunun hafızasını zayıflatıyor ve gerçek sorunların çözülmesini engelliyor.
Siyasetçiler, gündemi belirleme gücünü bir strateji olarak kullanıyor. Tartışmaların yönü, çoğu zaman asıl meselelerden uzaklaştırıyor. Ekonomi verileri bozulurken, işsizlik artarken, gelir dağılımındaki adaletsizlik büyürken, biz başka konuların etrafında dönüp duruyoruz.
Basının bir kısmı, bu gündem oyunlarına bilerek veya bilmeyerek katkıda bulunuyor. Oysa gazeteciliğin temel görevi, gerçeği ortaya çıkarmak ve halkı doğru bilgilendirmek olmalı.
Hakikatin sesi, gürültüden duyulmaz hale gelirse demokrasi yara alır. Gündem hızını yavaşlatmak elimizde değil; ama en azından dikkatimizin yönünü biz seçebiliriz.
