Ben aylardır “Eylül’de gel” deyip duruyordum…
Kimileri sevgili beklediğimi sandı. Oysa benim beklediğim belli:
Balık!
Eylül geldi, balık mevsimi açıldı. Karadenizli olarak artık hasret sona erdi. Soyadım Karadeniz, kendim Karadenizliyim… Balıkla aramızda neredeyse aile bağı var!
Şimdi balıkçıya gidip soracağız:
— Ula, balık var mı?
— Var!
— Hamsi?
— Var!
— Palamut?
— Var!
— İstavrit?
— Var!
— Peki fiyatlar nasıl?
Balıkçı bir anda susacak…
Denize bakacak…
Sonra diyecek ki:
— Onu denize sordum, o da bana cevap vermedi! ????
Neyse…
Karadenizlinin gönlü zengin. Balık biraz pahalı olsa da sofraya geldi mi keyfimiz yerine gelir.
Tavada balığın cızırtısı, yanında mısır ekmeği, soğan, turşu…
Sofrada da bitmeyen muhabbet!
Bir tabak biter, biri mutlaka şöyle der:
“Ula, az daha alsaydık!”
İşte balık mevsiminin en tehlikeli cümlesi budur.
Çünkü o “az daha”, genellikle bir kilo daha balık demektir!
Benim “Eylül’de gel” sözümün sırrı işte buydu.
Eylül geldi, balık geldi, Karadenizlinin yüzü güldü.
Hasret sona erdi.
Şimdi denizden sofraya uzanan bereketin tadını çıkarma zamanı.
Hoş geldin Eylül… Hoş geldin balık!
Ama balıkçıya son bir sözüm var:
“Ula, balığı bol tut… Cüzdanı da fazla üzme!”