Bir şeye ulaşmak çok güzeldir ama önemli olan, o şeye ulaşırken verilen mücadeledir. Kişi, kendini farklı şekillerde var edebilir. Farklı nesneler, farklı objeler… Her rengin aslında bir anlamı vardır. Bu hayattaki her şeyin varoluşsal bir anlamı vardır. Ama bana sorarsanız, anlam dediğimiz şey sabit değildir.
Bu hayattaki her şey, herkesin bakış açısıyla ilgilidir. Baktığımız bir nesne, birden fazla şeyi temsil ediyor olabilir. Hepimiz bu dünyaya farklı bir gözle, farklı bir pencereden bakarız. Baktığımız yer aynı olabilir ama hepimiz o baktığımız şeye farklı bir anlam yükleriz ve artık o şeyin anlamı, sana bana göre şekillenir. Biz bu dünyadan geçerken, bizden sonrakiler de o şeye farklı bir anlam yükleyecekler.
Aslına bakarsanız, hepimizin hayatını farklı renkte kalemler yazıyor gibi… Kimisi siyah, kimisi kırmızı, kimisi mavi, kimisi yeşil… Her farklı renk, başka bir yeteneğimizi temsil ediyor sanki.
Aslında yetenek dediğimiz şey, yaptıklarımızla sınırlı kalmıyor. Bana sorarsanız, başaramadıklarımız da bize, keşfedilmeyi bekleyen yeni yeteneklerimizi bulmamız için bir işaret. Çünkü bu durum, geleceğimize daha sağlam adımlar atmamız için bir kapı aralıyor.
Kendimden biliyorum. Bir yarışmaya katıldım, sonra elendiğimi öğrendim. Ne yalan söyleyeyim, çok üzüldüm; hayal kırıklığına uğradım. Birkaç gün yazmaya ara verdim. Biraz dikkatimi dağıttım. Kendimi yavaş yavaş toparlayınca, yazı tekniğimi ve yazı tarzımı biraz değiştirdim.
Bakın ne oldu? Olumsuz gibi görünen bir şeyi fırsata çevirdim. Hayatımın bana verdiği bir mesajdı aslında bu. Deneye deneye, düşerken kalkmayı da öğrendim ve artık yarışmalara katılmayı bıraktım. Yeni ufuklara yelken açmaya başladım. Yeniden, içimdeki cevherleri keşfetmeye başladım.
İşte, hayat bu dedim. Artık ben de kendi yağımda kavruluyorum. Hadi bakalım, bugünlük benden bu kadar…
Bakalım bir sonraki yazımda size neler anlatacağım.
Hoşça kalın.

