Kuralların eğilip büküldüğü, sorumluluğun yük değil lüks sayıldığı bir yerde kim yön verir? Kim "dur" der? Kim sahip çıkar?
Başıboşluk, sadece sokaklardaki düzensizlik değildir. Bir çocuğun göz göre göre ihmal edilmesi,bir gencin adalete olan inancını yitirmesi, bir yetişkinin artık hiçbir şeye karışmaması - karışacak gücü bulamaması- halidir. Güçlü olanın sesinin çıktığı, zayıf olanın görmezden gelindiği bir düzendir.
Kimsenin kimseye hesap vermediği, yanlışla doğrunun birbirine karıştığı, doğrunun yönünün kişisel çıkarlara göre uyarlandığı bir yerde sınırları yıkan çok, sorumluluk alan yoksa başıboşluğun tam ortasındayız demektir.
Her şey "bana dokunmasınla başlıyor, "herkes başının çaresine baksın"la devam ediyorsa aslında kimse güvende değildir. İşte tam da bu yüzden toplumsal bağlar çözülür, ortak değerler yavaş yavaş erozyona uğrar.
Ortak iyiliği düşünmediğimiz her an birlikte yaşama ihtimalimizi biraz daha kaybederiz.
Ve sonunda elimizde kalan tek şey:
Gürültülü ama sahipsiz bir sessizlik olur.















