RİZE HABER
Giriş Tarihi : 22-03-2022 11:04

TÜRK ARMATÖRLER TARİHİ VE RİZELİ ARMATÖRLER

Osman Öndeş, 12 Eylül 1931 yılında İstanbul Üsküdar'da dünyaya geldi.

TÜRK ARMATÖRLER TARİHİ VE RİZELİ ARMATÖRLER

1954 yılında İstanbul Ekspres Gazetesine yazdığı kısa öykülerle yazarlığa başladı. O tarihten itibaren öğrenimini sürdürdüğü denizcilik dünyasına dair on yıla yakın süre Şevket Rado ve Yılmaz Öztuna yönetimindeki Hayat Tarih ve Hayat mecmualarında makale ve araştırmalar yayımlandı. Denizcilik ve Osmanlı tarihi üzerine çok sayıda eseri yayınlandı.

DENİZCİLİK TARİHİNE BÜYÜK KATKI
Türk Armatörleri Tarihi’ni tüm belgeleriyle yazmak için çok uzun ve yorucu bir mücadele veren Öndeş’in 7 Ciltten oluşan Türk Armatörleri Tarihi kitabı büyük bir boşluğu doldurdu. Kitabın büyük bir bölümü Rizeli armatörlerin hayat hikâyelerinden oluşuyor. Kitap bu yönüyle Rize Denizcilik Tarihine ışık tutuyor.  Kitaptan bazı bölümleri sizlerle paylaşıyorum:  Milli Mücadele yıllarına şöylece bakarsak, Rizeli değerli tarihçi Fatih Sultan Kar’ın iğneyle kuyu kazar gibi tespit ederek dizelediği Karadenizli Reisler de, aslında o yılların armatörleriydiler; “İşgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve cephane nakliyesini organize eden Karadenizliler, bu konuda güven ve fedakârlığa dayanan bir sistem kurmuşlardı.

KALAMOZLU KAHVECİ MEHMET
Dayanışma, iyi bir haber alma ve fedakârlık. Depolardan silah ve cephane geceleyin motorlara yükleniyor ve bunların üstüne tüccar malı konuyordu. Evrakları tanzim edilerek Kavağa gönderiliyor ve işgal kuvvetleri kontrol noktasındaki Karakol Teşkilatının elemanı ‘Çıkın’ dedikten sonra Boğazdan çıkılıyordu. Bu nakliye işinde silah ve cephanenin taşıma işini motorlara Rize’nin Kalamoz (Akpınar) köyünden Kasımpaşa’da kahveci Mehmet veriyordu.”

RİZELİ SÜLEYMAN SUDİ
Milli Vapurcular Birliği’nin teşkilinde ve Mübadiller’in Türkiye getirilmesi için gemi satın alınmasında hükümetle yapılan görüşmelerde etkin sorumluluklar üstlenen Sofuzâde Sudi Bey “Rize” vapurunun sahibiydi. Milli Vapurcular Birliği Başkanı Sofuzâde Sudi Bey, İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası üyesi sıfatıyla “Kabotaj” konusunda da çalışıyor. Bazı belgelerde veya gazete haberlerinde “Sufizâde” olarak da geçen Sofuzâde Süleyman Sudi (Kartal) Bey hakkında bulabildiğim bilgileri kaydetmek isterim. Zira bu bilgiler Sofuzâde Sudi Bey’in örneğin çok daha güçlü armatör olmalarına rağmen Yelkencizâdeler yerine Milli Vapurcular Birliği başkanlığına seçildiğini gösterir; Sofuzâde Ahmet’in oğlu Sofuzâde Süleyman Sudi Bey, Rizelidir. Son Osmanlı Meclisi Mebusan’ında Lazistan Mebusu olarak görev yapmıştır. Soyadı kanunu ile “Kartal” soyadını almıştır. Eşi Züleyha Kartal’dı. Kızı Selçuk ve Oğlu Turgut olmak üzere iki çocukları olmuştur. Semih Birsel’in kayınpederiydi. Sofuzâde Sudi Bey’e ait olan 1,500 rüsum tonluk Rize vapuru tuz yüklü olarak Akdeniz’den gelirken 5 Ocak 1929 günü Çanakkale’nin güneyinde fırtınaya yakalanmış Bozcaada’ya sığınmak isterken karaya oturmuştur

VAPUR YOLCULUĞU
Bülent Vapuru Sirkeci’den hareketle; Zonguldak, İnebolu, Samsun, Ünye, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Mapavri ve Hopa’ya uğramakta, dönüş seferinde Sürmene, Vakfıkebir ve Görele’ye uğrayarak Sirkeci’ye avdet etmektedir. Şirketin adresi: Sirkeci Vezir İskelesi Sokak No. 61, Telefonu: 21037’dir. Bülent Vapuru Sirkeci’den hareketle; Zonguldak, İnebolu, Samsun, Ünye, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Mapavri ve Hopa’ya uğramakta, dönüş seferinde Sürmene, Vakfıkebir ve Görele’ye uğrayarak Sirkeci’ye avdet etmektedir. Şirketin adresi: Sirkeci Vezir İskelesi Sokak No. 61, Telefonu: 21037’dir.

VAPURCULUK SOSYETESİ RİZELİ BAŞKANI
Vapurculuk Sosyetesi Başkanı ve İdare Meclisi Başkanı Sadıkzâde Ruşen 28 Temmuz 1935 Pazar günü öğleden evvel kalp durmasından aniden vefat etmiştir. Genç denecek yaşta bulunan Sadıkzâde Ruşen Bey yorulmak bilmeyen çalışması ve geri dönmeyen iradesiyle memlekette çok önemli eserler meydana getirmiştir. Kardeşleriyle birlikte kurdukları Sadıkzâde Biraderler şirketiyle memleketin deniz ve kara hacminde büyük sayılır bir mevki tutmuştu. Çoruh İlbaylığında müteahhidi olduğu Kurayıseb Ormanları mahsulatıyle Rize’de fenni ve asrî şeraitle kereste fabrikası kurarak memleketten ulusal kereste ihracatında büyük bir rol ifa ettiği gibi, ithalat ve ihracat tarımında dahi büyük önemli hizmetler ifa etmiştir.

RİZE BAĞDATLI MAHALLESİ VE TAVİLOĞULLARI
Rize’nin Bağdatlı Mahallesi Tavilzâdeler Rize Vilayeti Merkez’e bağlı “Haldoz” (13) köyünden. Bağdat’tan göç eden Tavil ailesinin anısına bu köyün adı “Bağdatlı” olarak değiştirilmiştir ve halen de “Bağdatlı Mahallesi” dir. Ailenin kökleri yaklaşık iki asır öncesine kadar bilinmektedir.
Aile Bağdat’tan kökenli olup Karadeniz bölgesinin Rize şehrinde yerleşmiş ve oturdukları mahalleye de “Bağdatlı Mahallesi” adı verilmiştir.  Bağdat’tan Rize’ye yerleşmelerinin nedeni Osmanlı’daki iskân politikası sonucu olabilir. Zaten tüm Karadeniz kıyılarında Osmanlı İmparatorluğu zamanında başka yörelerden getirilerek buralara iskân edilmiş hayli aile bilinmektedir.

SADIKZADE ASLAN KAPTAN
Sadıkzâde ailesinin lideri durumunda olan Sadıkzâde Aslan Kaptan Milli Mücadele yıllarında Trabzon ve Rize’de milis kuvvetleri içersinde yer alarak, Mustafa Kemal Paşa’nın mücadelesine katıldı. Milli Mücadele yıllarından önce Rusların Karadeniz sahillerin olan taarruzlarına karşı oluşturulan mahalli milis teşkilatında kardeşleriyle çarpışmalarda yer aldı. Karadeniz’in hırçın dalgalarına göğüs germesini ve denizlerle mücadeleyi de pek ustalıkla bilen Sadıkzâde Aslan, bu mahareti nedeniyle, yörede “Kaptan Aslan” olarak tanınmıştır.

LAZ ZİYA
1920’lerden itibaren Kalkavanoğulları bütün Türkiye’ye yayılmışlar. Ziya Kalkavan’ın babası Kafkaslardaki mücadelelere olduğu kadar Kurtuluş Savaşı’na kendi oluşturduğu alayla katılarak büyük fedakarlıklar ve başarılar sergilemiş kahraman bir Karadenizliydi. Türk Deniz Ticaret Tarihi için olduğu kadar, Türk siyaset tarihi adına da önemli bir kaynak olan yaşamı kayda geçirilmemiş, ailesinden intikal eden belgeler Yeniköy’deki yalısının 1960 yılında yanması sonucu yok olmuştur. Ziya Kalkavan bu anıların, belgelerin ve fotoğrafların kül olup gitmesine çok üzülürdü. Denizcilerin “Ziya Amcası” denizcilik örgütlerinde yarım asırdan fazla etkin oldu, her derde, soruna sahip çıktı, koşmaktan, mücadele vermekten asla yorgun düşmedi. Rize Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı’nın Büyükdere’deki lokalinin bahçesinde merhumun bir büstü bulunmakta ve büstün altında, Ziya Kalkavan dönemini tüm ayrıntıları ile yaşamış olan yakın dostu Adil Göksu, kendisini tanıtma yönünde şu mısralarla dikkatimizi çekmektedir; “Rize dedi, Deniz dedi, Dost dedi. Çırpındı, çabaladı, didindi. İnancı yolunda taviz vermedi. Lider doğdu, örnek oldu, ayrıldı”.

SEVİNÇ İNÖNÜ ANLATIYOR
Ailemiz Derepazarı ilçesi Sandıktaş Köyü’ndendir. Babaannemin tarafı Gürcistan’dan göçetmişlerdir. Annemin tarafı Selimoğlu ailesindedir. Açıkcası annem ve babam da aynı köydendir. Annemlerin ailesinin köyü kıyıboyunda, babamın ailesinin köyü da yukarı yamaçlarda kuruluymuş. O zamanlarda “Görücü üsulü” evlenmeler olabiliyor. Babaannem, Selimoğlu ailesiyle dostluklarından dolayı Selimoğlu ailesinin güzellikleriyle meşhur kızlarından birini oğluna almak istiyor. Anneannemin dört kızı ve dört oğlu olmuş. Vakıa tamamı 11 çocuktur. Birkaçı çok küçük yaşta vefat etmiş. Birkaç dayım da o devirde bölgede hakim olan eşkiyaların saldırılarına maruz kalarak yaşamlarını kaybetmişler.
Dedem Kaptan Hüseyin Avni (Sohtorik) ailesini alarak İstanbul’da önce Küçük Mustafa Paşa’ya, daha sonra Fatih - Kıztaşı’na yerleşiyor. Babaannem Fatma (Metozâde - Mete) Sohtorik ailesinin direği gibidir. Babam da İstanbul’a geldiklerinde altı yaşındaymış. Anne tarafım ise Sohtorikler olmaktadır. Hatta annemin annesi, yani anneannem Kalkavanzâde’lerdendir.

Karadeniz’in kimyasında armatörlük kavramında çok ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz. “Rize’de İyidere ilçesi” armatörlüğün kalbi, membaı oluyor. Bakınız Trabzon’da, Sürmene’de balıkçılar vardır. Oysa Rize’nin İyidere ilçesindeki çoğu aileler ya denizcidir, ya da armatördür. Mesela Kastamonu’lular, İnebolu’lular daha ziyade gemi adamı olurlar. Derepazarı’nda da çok az sayıda armatörler vardır. Çayeli’nden Kaptanoğulları yetişmiştir.

HALİM METE ANLATIYOR
Dedem Helim Memiş Efendi’nin küçük bir yelkenlisi varmış. O yelkenli ile Rize’den kavurmayı, pileki taşını, bazen çekirdeksiz mandalinayı yükler Samsun’da satarlarmış. Samsun’da kışı geçirmek amacıyla bir kahvehaneyi kiralar, aynı zamanda bu kahvehaneyi çalıştırırlar ve üç beş kuruş kazanır, tekrar İyidere’ye dönerlermiş. Meteler’de Ali Rıza Mete ve İbrahim Mete Kaptanlar ilk uzak yol ehliyeti olanlardandır.

MERHUM TURGUT KIRAN’DAN
Soyadı kanunu çıkmadan önce lâkapları “Delihüseyinoğulları” iken soyadı kanunu çıkınca kimi “Demirtaş”, kimi “İlkbahar”, kimi “Tufanoğlu” soyadını almıştır. Babam da “Madem ki Delihüseyinoğlu demişler, ben de Kıran diyeyim” diyerek, kırıp döken gibi bir Karadeniz nüktesi yapmış ve soyadımızı böyle yazdırmış.” Anne tarafımın lâkapları “Hacıalioğulları” idi. Onlar da soyadı kanunu sonrasında “Aksu”, “Göksu”, “Güneysu”, “Tarı”,”Acar” gibi soyadları almışlardır. Çok ilginçtir 1963 yılında İlyas isimli bir bey geldi ve bana “Tahir Ağabeyin oğlu musun?” diye sordu. Ben çok şaşırmıştım. Samsun’luymuş. Ben o yıllarda tornacıydım. Adamcağız babamı çok sevdiğini, çok saygı duyduğunu ve vefatından dolayı çok üzüntü duyduğunu söyledi. O kadar acıdım ki, benden para mı isteyecek derken, vefatını çok geç duymaktan derin üzüntü duyduğunu belirtti. Samsun’da eşinin hastalanması nedeniyle İstanbul’a geldiğini söyledi. Ben de beni nasıl bulduğunu sordum. “Azapkapı’da kunduracı Salih Usta var. Ona sordum. O anlattı” dedi. Sonra oturup babama ait anılarını dinledim. Babamla kendisinin vartaları varmış. Bunlar o zamanın yelkenli sandalları. Babamın idaresiyle Milli Mücadele’de Anadolu’ya silah ve cephane aktardıklarını, kürekle Sakarya’ya kadar sandalla ve bazen de yelken açarak gittiklerini hatırlattı.

YARDIMCI ŞİRKETLER GRUBU
1974 yılında Şevket Yardımcı tarafından kurulan “Şevket Yardımcı ve Oğulları Kolektif Şirketi” yıllar içeresinde tesis ettiği büyük ilerlemelerle “Yardımcı Şirketler Grubu” olarak günümüzde birçok alanda faaliyet göstermekte ve halen gemi inşaatı en önemli faaliyet alanını meydana getirmektedir. Yardımcı ailesinin deniz ticareti alanındaki tarihi 1947’de Hüseyin Yardımcı’nın 150 tonluk ahşap bir çektirme ile Rusya - Karadeniz sahilleri arasında ticaretiyle başlar. Hüseyin Yardımcı’nın oğlu Şevket Yardımcı, Karadeniz ticaretinde büyüme olanağının sınırlı olduğunu görerek 1974 yılında İstanbul Fatih’e taşınarak Haliç’te ilk gemisini inşa ettirir. Zamanla gemileri ikinci el almaktansa inşa etmeyi yeğleyen Şevket Yardımcı, 1974-1985 arasında yerli bankaların kredileriyle 7.000 dwt’lik sekiz gemi inşa etmiştir. Şevket Yardımcı, 1985 yılında faal ticari hayatını bırakarak yetkilerini büyük oğlu Hasan Kemal Yardımcı’ya devreder.

NECATİ KALKAVAN ANLATIYOR
Ben daha 15-16 yaşlarındaydım. Ehliyetim de yoktu, ama İyidere - Rize arasında çalışıyorduk. 1949’a kadar iki yıl muavinlik yaptım. Yaşca büyüğümüz olan şoförümüze saygıda kusur etmiyordum. Rize - İyidere arası 15 kilometredir. Her sabah servis çekerdik. Cumartesi- Pazar tatilimiz olmazdı. Sabah Rize’ye giderdik. Orada işi olanlar işlerini hallederlerse öğle saatlerinde geri dönerdik. Daha sonra Kâşif Kalkavan ağabeyim ehliyet aldı. Bir süre kendisine muavinlik yaptım. 1946 yılında bir Fargo kamyon satın aldık. 1949’da ehliyetimi ben bu kamyon vasıtasıyla aldım. Bir yandan bir sene kadar muavin olarak çalıştım. Bir yandan da kamyonumu sürmeyi öğrendim. Ehliyetimi almamdan kısa bir süre sonra Demokrat Parti iktidara geldi. Bu durumda bizim biri otobüs, diğeri kamyon olmak üzere iki aracımız oluyordu. Kâşif Kalkavan ağabeyim otobüsü, ben de kamyonu kullanıyordum.

KIRZADELER
Urla” adıyla armatörü olan Rize kökenli olup İstanbul’a göç etmiş Kırzâde ailesinden Kırzâde Şevki, toptancı tüccar olarak da tanımıştır. Aile İstanbul’da Yeşilköy’e yerleşmişti. Karadenizli armatör Rıza Kalkavan ile 1921’de “Kırım” adını verdikleri 1851 İngiliz yapısı bir Rus genel yük gemisini satın alarak armatörlüğe başladı.  Bu gemi İstanbul Karadeniz limanları bağlantılı olarak posta vapuru seferlerine verildi. 1923’de zaten son derece yaşlı ve onarılacak durumdaki “Kırım” gemisi hurdaya gönderildi. Ancak bu geminin bazı parçaları yeni satın aldıkları ve “Kırzâde” adını verdikleri geminin onarımında kullanılmıştır.

Fatih Sultan KAR / İST.

mustafamustafa