Sokaklarda insan seli. Kapağı açılmış baraj misali su gibi akıyor insanlar caddelerden. Birbirine çarpmadan yürümek imkânsız. Ha keza birbirine dirsek atmadan yol almak da.
Herkes biryerlere yetişme, birşeylere erişme telaşında.
Yürümüyoruz...
Nefes nefese koşuyoruz...
Olimpiyat koşucusu gibi, yarışçı gibiyiz hayat parkurunda...
Kalabalık, en büyük ıssızlığı haykırıyor oysa.
Ağır ağır yürümenin tadı var;
Dur, durul, yavaşla dercesine.
Sendeleyenin koluna girilir, gideceği yere kadar yoldaşlık edilirdi eskiden.
Tabiri caizse kaşının altındaki gözden, gözünün üstündeki kaştan muzdarip değildik. Yüzler yabancılaşmamıştı, unutulmamıştı tesadüfi karşılaşmalar.
Koşuyoruz ter içinde.
Ne vakit duracağımız muamma.
Ayağına bastıklarımız da var, bilekten çelme taktıklarımızda.
Görüp, görmezden geldiklerimiz de cabası.
Hızlı tanışıyor, hızlı unutuyor, hızlıca yabancılaşıyoruz
Tanımıyoruz tanıştıklarımızı.
Belki her sabah,
belki her akşam aynı güzergahta yürüdüklerimiz siluetten ibaret hafızamızda.
Çünkü güven, çünkü samimi niyet en loş odalara kilitlendi.
O ince duygular çıkarların ve kibrin cenderesinde dilsizleştirildi.
Sevgili Okur!
Nerede kaybolduk?
Caddelerde izimiz, yüreklerde sesimiz; nerede silindi izlerimiz? Hangi kuru gürültü yüzünden duyulmaz oldu sesimiz?
Onlar binler akıyor gri caddelerden; sular seller misali. Nehirde ne suyun serinliği var, ne taşların soymadığı topuklar.
İnsan çölündeyiz artık. Kum taneleri gibi sayısız, ama asla birbirine karışmayan. Uçsuz bucaksız bir yalnızlık coğrafyasındayız.
Herkes bir şeylere yetişme telaşında.
Bir göz göze gelme ihtimali bile ürkütüyor gözümüzü.
Ve şimdi, binlerce ayak aynı kaldırımı aşındırırken, bir tek yürek tutuşmuyor el ele.
Kalabalığız ama yalnızız.
Yapayalnız çağın insanı sevgili okur, yapayalnız.
Saygı ve Muhabbetle
Saadet Yılmaz