Diyanet: Laiklik ile Din Arasında Bir Kurumun Yolculuğu

Taner Erol

18-08-2025 22:58

Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924’te Atatürk’ün emriyle kurulduğundan bu yana Türkiye’nin dini hayatında ve toplumsal yapısında belirleyici bir rol üstlendi. Anayasa’nın 136. maddesi, Diyanet’in laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüşlerin dışında kalarak milletin dayanışmasını ve bütünleşmesini amaç edinmesini şart koşar.
Ne var ki burada bir çelişki saklıdır. Bir yanda İslam’ın inanç, ibadet ve ahlak esaslarını topluma aktarmak, diğer yanda laikliğin çizdiği sınırların dışına çıkmamak… Bu iki kavramı aynı çatı altında tutmak kolay değildir. Diyanet’in yıllar boyunca hem dini çevreleri hem de seküler kesimleri memnun edememesinin temelinde de bu ikilem yatar.
Türkiye, uzun yıllar boyunca “dinin devlete karışmadığı ama devletin dini şekillendirdiği” bir düzen yaşadı. Diyanet, kimi dönemlerde tarikatların ve cemaatlerin gölgesinde kalmakla, kimi zaman da İslam’ı kaynağından değil gelenekten yorumlamakla eleştirildi. Bugün ise tartışmalar daha çok hutbeler üzerinden yürütülüyor.

 

Cuma hutbelerinde; aile, mahremiyet, miras, faiz, kul hakkı, liyakat, LGBT ve toplumsal değerler sıkça gündeme geliyor. Bu durum bazı kesimlerin tepkisini çekiyor. Özellikle Atatürk’ün adının hutbelerde anılmaması üzerinden koparılan fırtına dikkat çekici. Oysa mesele yalnızca Atatürk değildir; hutbelerde hiçbir siyasi ismin yer almaması gerekir. Çünkü cami kürsüsü siyaset meydanı değildir. Hutbelerin konusu şahıslar değil; iman, ahlak ve toplumun ortak değerleridir.
Bir noktayı özellikle vurgulamak gerekiyor: Türkiye’de aile kurumu ciddi bir sınavdan geçiyor. Boşanmalar artıyor, doğum oranı düşüyor, gençler erken yaşta evden kopuyor, uyuşturucu kullanımı yaygınlaşıyor. Aile olmadan ne toplumun dirliği sağlanır ne de devlet ayakta kalır. Bu yüzden Diyanet’in aileyi korumaya yönelik ısrarlı vurgularını yerinde ve değerli buluyorum.
Şu gerçeğin de altını çizmek gerekir: Diyanet’in ortaya koyduğu ölçüler, İslam’ın öngörüleridir. Kimse bunları uygulamak zorunda değildir. Miras konusunda Medeni Kanun esas alınır, ama tarafların rızası varsa İslam’ın yaklaşımına da başvurulabilir. İçki ve zina hakkındaki uyarılar da aynı şekilde inanmayan veya önemsemeyenler için bağlayıcı değil, sadece birer dini hatırlatmadır. Dikkate almaya değer bulanlar uygular.  
Eleştirilen noktalardan biri de özgürlük adına yapılan yanlışların görmezden gelinmesidir. Diyanet’in LGBT, ensest ilişki, mahremiyet ve cinsiyet rolleri gibi konularda ortaya koyduğu uyarılar, toplumun değerlerini korumaya yöneliktir. Bu bağlamda Diyanet’in tutumunu isabetli buluyorum.
Ancak burada eksik bir taraf da var: Kamu ahlakı. Evet, Diyanet hutbelerinde zaman zaman kamu malına zarar vermenin, yolsuzluğun, nepotizmin, haksız kazancın ve devlet gücünü kişisel çıkar için kullanmanın yanlışlığına değiniyor. Ama bu uyarılar, aile konusundaki ısrarla aynı güçte dile getirilmiyor. Oysa adalet, liyakat, emanete sadakat ve kul hakkı, aile kadar hayati değerlerdir. Kamu gücünü kişisel güce dönüştürmek, devlet malını israf etmek, nepotizmi normalleştirmek, liyakati yok saymak, dini ve ahlaki açıdan en büyük veballer arasındadır. Bu konular hutbelerde çok daha kararlı ve ısrarlı bir şekilde işlenmelidir.
Çünkü toplumu ayakta tutan sadece aile değil; aynı zamanda adaletin, dürüstlüğün ve kamu hakkına riayetin korunmasıdır. Eğer aile, toplumsal yapının kalbini oluşturuyorsa; kamu ahlakı da devletin bel kemiğidir. Diyanet her iki alanda da aynı kararlılığı göstermelidir.
Sonuç olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın eleştiriler karşısında gösterdiği direnç ve toplumsal değerlere vurgu yapması önemlidir. Kurumun ısrarlı duruşu, sadece dini bir görev değil; aynı zamanda toplumsal barışın, aile kurumunun ve devletin geleceğinin teminatıdır.

DİĞER YAZILARI Bir Simit, Bir Fotoğraf, Bir Gerçek 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Büyük Hesaplaşma 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Yeni Denklem: İran Savaşı, Bölgesel Bloklaşma ve Türkiye’nin Kritik Eşiği 01-01-1970 03:00 28 Şubat: Unutulan Değil, Unutturulmak İstenen Hafıza 01-01-1970 03:00 Ramazan Etkinlikleri Neden Tartışma Konusu Oluyor? 01-01-1970 03:00 İnsanlık Nerede Kayboldu? Epstein Dosyası ve Türkiye İçin Uyarılar 01-01-1970 03:00 İran’ı Bekleyen Tehlike ve Devrim Ahlakı 01-01-1970 03:00 Orta Doğu Satranç Tahtasında Türkiye’nin Zor Sınavı 01-01-1970 03:00 Rize İçin Ortak Akıl Zamanı: Siyasetin Üstünde Bir Sorumluluk 01-01-1970 03:00 Ahlakı Kaybedersek, Her Şeyi Kaybederiz 01-01-1970 03:00 Rize Trafiği: Yol Değil, Zihniyet Tıkanıyor 01-01-1970 03:00 Netanyahu, soluğu ABD’de aldı 01-01-1970 03:00 Ekrem İmamoğlu’nun Gözaltı Süreci ve Hukukun Üstünlüğü Tartışmaları 01-01-1970 03:00 Kapalı Maraş: Hafızanın Yeniden Uyanışı 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Terörle Mücadelesi ve Küresel Stratejiler 01-01-1970 03:00 ENDÜSTRİYEL FUTBOLUN TEK RENGİ ADALETSİZLİKTİR 01-01-1970 03:00 Hukuk Karşısında Meslek Ayrımı Olmaz 01-01-1970 03:00 Hukuk Konuşsun, Herkes Sussun 01-01-1970 03:00 Bolu Kartaltepe’de Yangın Faciası: Ne Ders Aldık? 01-01-1970 03:00